|
Sıcak ve uluslararası vip salonlarında vazgeçtim vatandaş olmaktan ve evrak çantamda baharlı havyar kokusuydu makam... Ben sana bir gün "artistik yapma lan" deme ihtimalini sevdim. Meclisin çiğ köfte kokan, mısır lekeli yıllarında Ankara’da petrol krizli sonbaharlar yaşanırdı o zaman kızmaya başladım herkese... ve bu öfke öyle uzun sürdü ki, adam gibi öfkeleri özlemeye başladım sonra.. Bizim said nursi'lerimiz vardı... Bir de rahlelerin üstüne yazı yazma imkânı... yumurta kokan kimi arkadaşlarla paylaşılan kahverengi sıralarda, sağcılık oynamaya başladık.. Ben başbakan oluyordum sen maliye bakanı, geri kalanlar milletvekili... Sarı boyalarla unut ikliminde harfler yazılıyordu pütürlü duvarlara ve Türk dil kurumu'na inat bir Türkçeyle... Ağbilerimizden öğrendik, a harfinden ampul figürleri türetmeyi.. Ankara’ya usul usul amerikan emirleri yağıyordu. Ve açık-kapalı mekânlarda savaşmayı öneriyordu haber bültenleri. Oysa Ankara’da hiç bağırmadım ben. parti disiplin kurulunda tartışılan öfkem olmadı benim.. meclisçe gidilen ziyaretlerde canımızı sıkan çıkıntı vatandaşları saymazsak.. Ankara’ya usul usul nefret yağıyordu.. Ve çizmenin belli bir noktasını aşmamayı öneriyordu haber bültenleri. Oysa hiç öyle çizmem olmadı benim ve hiç bir çizimi de mahkemesiz bırakmadım karikatürlerin ortasında sevimli bir başbakan yüzüydüm sadece sana ulanlar biriktiriyordum vatan bilgisi defterimde, ama sen yoktun ben, senin beni kızdırabilme ihtimalini seviyordum, suni memleket ziyaretlerinde özel uçak beni hep zamansız, amansızca bir doğu griliğine götürüyordu ben, senin benimle Kasımpaşa’da atışabilme ihtimalini seviyordum. Ben, senin ananı alıp gitme ihtimalini seviyordum. Dip sıcağı koltuğa çekiyor da tenimin çatlamaya hazır gevrekliğini sonra uçak oluyordum, havadaki yolların çare bilmez sürgünü
ne yana baksam çiftçi ve vatandaş sanıyordum mersin ovasının yalancı maviliğini kızıveriyordum bir süre yanımıza gelen kötü ağızlılarla yarışıyordum, yanağım uçak camının garantisinde uçak oluyordum bir şehirden bir iç şehre vatandaşa yaklaştıkça büyüyordum. Paranın sesini başına koyuyordum şarkılarımın listesinin korkuyordum sonra iniyordum uçaktan havaalanından şehir meydanına giden, ömrümün en uzun, ömrümün en kısa, ömrümün en kızgın, ömrümün en sinirli yolunu koşuyordum. çünkü sonunda hısım oluyordum, hasım kokuyordum sonunda.. Sıcak ve uluslararası vip salonlarında vazgeçtim vatandaş olmaktan ve evrak çantamda baharlı havyar kokusuydu makam ben seninle bir gün Van’daki bir kent meydanında ben seninle sadece gelmek zorunda kalanların geldiği bir yol üstü lokantasında ben seninle, ağrı dağına pastörize yumurta kıvamında bakan Doğubayazıt’ın herhangi bir toprak yolunda ben seninle herhangi bir insan dilinin kemiksiz coğrafyasında olma ihtimalini sevdim ben senin, ananı alıp gitme ihtimalini sevdim!
|
Jul 23, 2008
12:59 AM
|
|
tayyip, amerika ziyaretinde bushla girdiği sidik yarışında ter dökmektedir.en son bush’’biz ölüyü diriltebilecek noktaya geldik’’ dediğinde,bizimki altta kalmamak için atlar:’’ben ve kabinemdeki tüm bakanlarım 100m’yi 3 sn de koşuyoruz’’
iki ay sonra bush’un yaklaşan iade-i ziyaretini bekleyen tayyip çok tedirgindir.en güvendiği danışmanıyla dertleşir:’’rezil olcaz,mahvolduk!’’
danışman cevap verir:’’endişelenmeyin sayın başbakanım.bush’u alıp anıtkabire götürür ve Atatürk’ü diriltmesini istersiniz.diriltemezse rezil olur.yok eğer diriltirse...siz zaten 100m’yi 3 sn de koşarsınız!’’
|
Jul 24, 2008
1:02 AM
|
|
birisi taksim’de duvara bir metrelik harflerle "tayyip’ten cumhurbaşkanı olmaz" yazmış.
adama 10 yıl ceza vermişler. bir yılı, kamu malına zarar vermekten, dokuz yılı da devlet sırrını açıklamaktan.
|
Jul 24, 2008
1:06 AM
|